
Selamlar tatil severler! Eğer bu yaz rotayı Marmara’nın kalbine, yani Avşa Adası’na kırmayı düşünüyorsanız ama kafanızda “Acaba çok mu kalabalık?“, “Yer bulabilir miyim?” gibi sorular varsa, gelin kahvenizi alın, bu adayı tüm gerçekleriyle, artısıyla eksisiyle bir konuşalım.
3 Bin Kişiden 200 Bin Kişiye Ulaşan Nüfus
Şimdi sıkı durun, size ilginç bir rakam vereceğim: Avşa’nın kendi yerleşik nüfusu aslında sadece 3 bin civarında. Ama yaz gelip de okullar kapandığında, özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında bu rakam şaka gibi ama tam 130 bin ile 200 bin arasına fırlıyor. Yani ada, kış uykusundan uyanıp devasa bir metropole dönüşüyor.
Özellikle 15 Temmuz’dan sonra adada Avşa’da boş pansiyon bulmak neredeyse imkansız hale geliyor. Öyle ki, hazırlıksız gelen bazı tatilcilerin otellerde yer kalmadığı için kumsaldaki şezlonglarda veya parklardaki banklarda sabahladığını bile görebilirsiniz. Yani “Gider bir yer bulurum” demeyin, mutlaka rezervasyonunuzu önceden yapın!
Musluktan Akan Su Aslında Deniz Suyu!
Avşa hakkında en havalı ve bilinmesi gereken şeylerden biri de su meselesi. Adanın doğal bir su kaynağı yok, bu yüzden içtiğiniz ve kullandığınız su aslında deniz suyunun arıtılmasıyla elde ediliyor. Türkiye’de bu sistemin kurulduğu ilk yer burası. Belediye, bu yoğun kalabalık susuz kalmasın diye kapasiteyi %150 artırıp günde yaklaşık 6.500 – 7.000 ton su üretiyor. Yine de çok yoğun zamanlarda suyun kıymetini bilmekte fayda var.
Avşa’ya Nasıl Gidilir? (Cebinizi Düşünen İpuçları)
Ulaşım aslında çok kolay ama seçtiğiniz yola göre maliyet değişiyor:
- İstanbul’dan: Yenikapı, Bostancı veya Avcılar’dan kalkan İDO deniz otobüsleriyle yaklaşık 2,5 – 3 saatte adaya varabiliyorsunuz. Bayram gibi yoğun dönemlerde sefer sayısı günde 11’e kadar çıkabiliyor.
- Erdek ve Tekirdağ’dan: Eğer daha ekonomik bir yol arıyorsanız, Erdek’ten kalkan feribotlar neredeyse “bedava” denecek kadar uygun. Tekirdağ üzerinden de arabalı feribotlarla adaya geçmek mümkün.
Avşa’da Hayat Nasıl Akıyor?
“Peki biz Avşa’da ne yapacağız?” derseniz, Avşa size iki farklı yüzünü sunuyor:
- Eğlence ve Gece Hayatı: Eğer hareket seviyorsanız doğru yerdesiniz. Ünlü Barlar Sokağı ve devasa diskolarıyla gece hayatı sabahın ilk ışıklarına kadar sürüyor.
- Huzur ve Deniz: Avşa’nın her yerinde irili ufaklı 50’ye yakın plaj var. Altınkum, Çınar Koyu, Karadut ve Yiğitler en sevilenler arasında.
Uzman İpucu: Denize mutlaka sabah erken saatlerde girin! Sabahları çarşaf gibi olan deniz, akşamüstüne doğru rüzgar ve gemi trafiğiyle biraz kirlenebiliyor.
Gurmeler Buraya: Meşhur Adakarası Üzümü
Adanın şarapçılık kültürü çok köklü. Buraya özgü, coğrafi işaretli Adakarası üzümü meşhur. Eylül ayında giderseniz Bağ Bozumu Festivali‘ne denk gelebilir, şarap fabrikalarını gezebilirsiniz. Ayrıca iskele meydanındaki dondurmacılardan bir top dondurma alıp sahilde yürümek buranın olmazsa olmaz ritüeli.
Eylül’de Avşa Bir Başka (mı?)
Eylül ayında “Sezon bitti” diye düşünmeyin. Havalar bazen Ağustos’u aratmayacak kadar güzel olabiliyor. Eylül’de kalabalık biraz azalıyor, esnaf daha sakinleşiyor ve takı tezgahlarında fiyatlar daha makul hale gelebiliyor. Ama unutmayın, burası bir ada ve Eylül’den sonra ulaşım zorlaşabiliyor, kışın ise ısınma ciddi bir problem haline gelebiliyor.
Özetle;
Avşa Adası, bütçe dostu ve her kesime hitap eden bir yer. Kimisi burayı “Günahlar Adası” diye anıp kaosundan şikayet etse de, kimisi de yıllardır vazgeçemediği bir tatil durağı olarak görüyor.
Siz siz olun, kalabalığı seviyorsanız Temmuz-Ağustos’u, “Biraz daha kendimle kalayım ama deniz hala sıcak olsun” diyorsanız Eylül başını tercih edin. Ve lütfen, o meşhur dondurmasından yemeden dönmeyin! 🍦⚓
Avşa, küçük bir bardağa koca bir sürahi suyu sığdırmaya çalışmak gibidir; bazen taşar, bazen köpürür ama o canlılığıyla sizi bir şekilde içine çeker. İyi tatiller!





